Bugün sizlere, bir sabah gökyüzünün ilk ışıklarıyla başlayan, bir çiftlikte yaşanan küçük ama derin bir hikayeyi anlatmak istiyorum. Bu hikaye, bir çiftçinin çocukluk hayalini gerçeğe dönüştürmeye çalışan bir adamın ve ona eşlik eden, yumuşak kalbiyle her zorluğu kabullenen bir kadının gözünden, hayatta bazen en küçük detayların nasıl büyük anlamlar taşıyabileceğini gösteriyor. Hikayemiz, küçük bir sorudan – ‘35 derecede civciv çıkar mı?’ – yola çıkarak hayatın içindeki büyük soruları ve cevapları sorguluyor. Hayat, tıpkı bir civciv gibi, doğru koşullarda büyür. Gelin, birlikte bu hikayeye tanıklık edelim.
Bir Çiftlikte Başlayan Sorular
İsmail, bir çiftlikte büyümüş, bu hayatı benimsemiş bir adamdı. Çocukken hayalini kurduğu büyük çiftliği kurduğunda, dünyanın en mutlu insanı olduğunu hissediyordu. O her sabah, güneş doğmadan önce kümeste en iyi şartları sağlamak için çırpınan, çözüm odaklı, pratik bir insandı. Ancak bir sabah, her şeyin olduğu gibi, dikkatli bir şekilde bakmadığı küçük bir detayı fark etti: Kümeste 35 dereceye ayarlanmış ısıtıcı var, peki bu sıcaklık civcivlerin sağlıklı bir şekilde gelişmesi için yeterli miydi?
İsmail’in aklındaki bu soru, her şeyin temeline inmesini sağlayan ilk adımdı. Hızla çözüm arayarak kitapları karıştırmaya başladı. Erkekler çoğu zaman böyle işlerler, değil mi? Bir şeyin doğru olması için ne yapmam gerektiğine dair hemen bir plan yapar, çözüm ararız. Ama bir soru hep aklında kaldı: “Bu 35 derece, yeterli mi? Yeterince sıcak mı?” Bu, sadece bir sıcaklık meselesi değil, hayatın her anında olduğu gibi küçük ama önemli bir soruydu.
Emine’nin Sessiz Cevabı
Emine, İsmail’in eşi ve hayat arkadaşıydı. O, işlerin her zaman nasıl olmasını gerektiğinden çok, insanların duygularına ve çevresindeki varlıklara dikkat ederdi. Kümesin içine girip civcivlere baktığında, içindeki empati onu sarhoş etmiş gibi bir hisse kapıldı. Civcivler, o kadar küçüktü, o kadar savunmasızlardı… Onların sağlıklı büyüyebilmesi için doğru sıcaklık, doğru ortam gerekiyordu. Emine’nin içinde, İsmail’in sorguladığı soruya dair bir sezgi vardı: Bu sıcaklık, bir dengeyi oluşturuyor muydu? Ama ne yazık ki, çözüm odaklı değildi. Onun yaklaşımı duygusaldı, ilişkisel bir bakış açısıydı.
Emine, İsmail’in ilgisini çekmeye çalışarak, “Belki de sadece sıcaklık değil, atmosferin kendisi de çok önemli,” dedi. “Bazen, sevgi ve güven veren bir ortam sağlamak da bu işin parçası.” O, İsmail’e çözüm önerileri sunmadı; bunun yerine, bir annenin kalbinden gelen o huzurlu ve dikkatli bakış açısını paylaştı. İsmail, başlangıçta bu tavsiyeyi çok anlamamıştı. Ancak yavaş yavaş, her şeyin çözümden ibaret olmadığını fark etti. Empatinin de hayatta çok önemli bir yer tuttuğunu düşündü.
35 Derecede Civciv Çıkar Mı? Cevap Bir Arayışta Gizli
Sıcaklık konusuna geri dönersek, aslında civcivlerin sağlıklı bir şekilde çıkabilmesi için 35 derece başlangıç için doğru bir sıcaklık olabilir. Ancak bu sıcaklık, sabahları ve gece boyunca dikkatlice izlenmeli, kümesin diğer koşullarıyla birlikte uyum içinde olmalıdır. Bu, İsmail’in bakış açısına tam uyan bir şeydi: Her şeyin doğru bir şekilde planlanması gerekiyordu. Fakat Emine de haklıydı: Bu sıcaklık ne kadar doğru olursa olsun, ortamda bir huzur, bir güvenlik hissi yoksa, o civcivlerin sağlıklı büyümesi mümkün olamazdı.
Yani cevabımız şu: 35 derece, civcivlerin çıkabilmesi için uygun bir sıcaklık olabilir, ancak bu sıcaklık, güvenli ve huzurlu bir ortamla birleştirilmelidir. Bazen duygular ve ilişkiler, fiziksel koşullardan daha fazla önem kazanır. Bu, sadece civcivlerin sağlığı için değil, hayatın her alanında geçerli bir prensip haline gelir.
Sonuç olarak, hayatta her şeyin bir dengesi vardır. Hem çözüm odaklı olmak hem de empatiyi unutmamak gerekir. İsmail ve Emine’nin hikayesi bize bunu öğretiyor: Bir şeyin doğru olup olmadığını anlamanın en iyi yolu, sadece verileri toplamak değil, aynı zamanda hisleri de dinlemektir.
Şimdi Sizi Düşündürmek İstiyorum
Hayatınızdaki önemli sorulara bakarken, çözüm odaklı mı, yoksa empatik bir bakış açısıyla mı yaklaşıyorsunuz? Bir civcivin sağlıklı büyümesi için sıcaklık yeterli olur mu, yoksa ruh halini de düşünmek gerek mi? Bu sorulara dair düşündüklerinizi bizimle paylaşın. Belki de hep birlikte, hem duygusal hem de mantıklı bir çözüm bulabiliriz.