İçeriğe geç

Engelli ve Özürlü aynı şey mi ?

Engelli ve Özürlü Aynı Şey Mi? Bir Hikayenin Ardında

Hayat bazen karşımıza öyle anlar çıkarır ki, “neden” diye sormak ve anlamak için derin bir yolculuğa çıkmamız gerekebilir. Kimi zaman basit görünen terimler, içiçe geçmiş, karmaşık anlamlar taşır. “Engelli” ve “özürlü” kelimeleri de bunlardan biridir. Bazen birbirinin yerine kullanılsa da, aslında bu iki kelime arasında büyük bir fark vardır. Peki ya gerçekten? Bu farkı anlamak, yalnızca kelimeleri öğrenmek değil, duyguları, insanları ve toplumları daha yakından keşfetmektir.

Bu yazıda, engelli ve özürlü arasındaki farkı derinlemesine incelemeyi, bununla ilgili düşüncelerimizi nasıl şekillendirdiğimizi bir hikaye üzerinden keşfetmeyi amaçlıyorum. Gelin, bir çiftin hayatındaki değişimi takip edelim.

Bir Aile, Bir Soru: Engelli Mi, Özürlü Mü?

Bir sabah, Melis ve Ali, çocukları Arda’yı okula bırakırken, sokakta gördükleri bir afişin altındaki yazıya takıldılar: “Özürlüler için yapılan yeni etkinlikler hakkında bilgi alın.” Melis, afişin hemen yanındaki görme engelli bir kadını fark etti. Kadın, destekle yürüyerek bir yere doğru ilerliyordu. Ali, afişe tekrar göz attı ve düşündü: “Özürlü mü? Onlar engelli değil mi? Hani bu iki kelime arasındaki fark neydi?”

Melis, Ali’nin bu sorusunu ciddiyetle düşündü. Bir taraftan kadınla ilgili hissettiği empatiyi, diğer taraftan ise kelimelere ve toplumsal algılara olan duyarlılığını hissediyordu. Kadın bir engelliydi, ama ona “özürlü” demek, ona bir yük, bir eksiklik gibi bir şey hissettirebilir miydi? O an, Melis’in kafasında bu sorular büyümeye başladı.

Ali, çözüm odaklı ve stratejik bir bakış açısıyla olaya yaklaşıyordu. Ona göre kelimeler yalnızca birer tanımlamadan ibaretti ve toplumun genel kabulü doğrultusunda kullanılıyordu. Ancak, Melis için bu kelimeler sadece tanımlamalar değil, birer ruh halini, bir bakış açısını ve bir insanı temsil ediyordu. Aralarındaki bu fark, onları farklı noktalarda düşünmeye yönlendiriyordu.

Melis’in Empatik Yaklaşımı: İnsanlar ve Kelimeler

Melis, içten içe, kelimelerin çok güçlü araçlar olduğunu hissediyordu. Özürlü ifadesi, bir kişiyi sadece bir eksiklikle tanımlamak gibiydi. Melis, özellikle toplumun çoğu zaman kişilerin engellerini “özür” gibi görmekten ne kadar uzaklaştığını düşünüyor, insanların gerçek potansiyellerine ve yeteneklerine odaklanmanın çok daha değerli olduğunu hissediyordu. O kadının gözlerindeki ışıltıyı, adımlarındaki kararlılığı hissedebiliyordu. Melis, kelimenin ötesinde, insanın içindeki gücü ve direnci görebiliyordu.

Melis, daha önce bir engelli bireyle çalışırken, “özürlü” teriminin ne kadar dışlayıcı ve küçültücü olabileceğini fark etmişti. O kişinin içinde bir engel yoktu, sadece bazı fiziki kısıtlamaları vardı. Melis, toplumsal bakış açılarının insanların yaşamını şekillendirdiğini biliyor ve bazen kelimelerin, insanların kendilerine dair algılarını ne kadar derinden etkileyebileceğini düşündü.

Ali’nin Stratejik Bakış Açısı: Sorunları Çözmek

Ali ise konuyu daha farklı bir şekilde ele alıyordu. Onun için mesele, insanların hayatlarını iyileştirebilmek için somut çözüm yolları bulmaktı. “Özürlü” terimi halk arasında yaygın kullanılıyor olsa da, bu terimi değiştirmek için somut adımlar atılması gerektiğini düşünüyordu. Engelli insanların yaşamlarını kolaylaştırmak adına yapılacak şeyler vardı. Bu da ona göre, yeni yasalar, düzenlemeler ve toplumsal projelerle mümkün olabilirdi.

Ali, stratejik olarak, insanların sadece kelimelerle tanımlanamayacağını, bu konuda bir dönüşüm yapılması gerektiğini savunuyordu. Ama dönüşümün, insanların yaşamlarını pratikte nasıl kolaylaştıracağımızı düşünmekle mümkün olacağını anlamıştı. Ali’nin bakış açısında, toplumsal algıyı değiştirmek elbette önemliydi, fakat kelimelerle değil, gerçek çözüm yollarıyla bu sorunlar aşılabilirdi.

Engelli ve Özürlü: Farkı Anlamak

Melis ve Ali’nin hikayesini dinlerken, engelli ve özürlü arasındaki farkı daha iyi anlamaya başlıyoruz. Engelli, fiziksel ya da zihinsel bir sınırlamayı ifade eder, ancak bu sınırlama bir eksiklikten ziyade, bir farklılıktır. İnsanlar, fiziksel ya da zihinsel engellerine rağmen toplumsal hayata katılabilir, başarılı olabilir ve yaşamlarını anlamlı kılabilirler.

Özürlü kelimesi ise, toplum tarafından bu bireylere yüklenen bir “eksiklik” hissi yaratır. Özürlü olmak, bir bakıma eksik, yetersiz ya da değersiz olmak anlamına gelir. Bu kelime, yalnızca dışsal bir tanımlamadır ve insanı tüm potansiyelinden soyutlar.

Bu iki terimi birbirinin yerine kullanmak, insanların içsel gücünü ve potansiyelini göz ardı etmek demektir. Her bir insanın engel ya da sınırlama durumu, sadece fiziksel değil, aynı zamanda toplumsal anlamda da şekillenen bir durumdur. İhtiyaçlar, istekler ve talepler değişebilir, ancak bir insanı sadece engelinden tanımlamak, onun tüm değerini daraltmaktır.

Düşünceleriniz?

Melis ve Ali’nin bakış açıları, engelli ve özürlü terimlerinin nasıl algılandığına dair derin bir tartışma başlattı. Sizce bu iki kelime arasında gerçekten bir fark var mı? Kelimeler, bir insanı tanımlarken ne kadar güçlü bir etkiye sahip olabilir? Kendinizi ve çevrenizdeki insanları daha iyi anlayabilmek için bu farkı nasıl görüyorsunuz?

Yorumlarınızı bizimle paylaşarak, bu konuyu daha derinlemesine tartışmaya davet ediyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

beylikduzu escort beylikduzu escort avcılar escort taksim escort istanbul escort şişli escort esenyurt escort gunesli escort kapalı escort şişli escort
Sitemap
ilbet güncel giriş adresivdcasino infobetexper giriş