İçeriğe geç

Bir insan kendini okuyabilir mi ?

Bir İnsan Kendini Okuyabilir mi?

Kob ziyaretçileri için hazırladığımız bu makalede “Bir insan kendini okuyabilir mi” konusunu sade bir dille anlatıyoruz.

Geçenlerde metroda eve dönüyordum. Levent’ten bindim, Yenikapı aktarması derken klasik İstanbul akşamı… Herkes yorgun. Bir yanda telefon ekranına boş boş bakanlar, diğer tarafta kulağında kulaklıkla dünyayı kapatanlar. Ben de camdaki yansımama bakıyordum. O sırada aklıma garip bir soru geldi: İnsan gerçekten kendini okuyabilir mi?

Yani sadece “kendini tanımak” değil bu. Daha derin bir şey. Bir kitabı okur gibi… Satır aralarını fark ederek… Kendi davranışlarının nedenini çözerek… İçindeki korkuları, kıskançlıkları, sevinçleri dürüstçe görebilmekten bahsediyorum.

İtiraf edeyim, bazen kendimi hiç tanımadığımı düşünüyorum. Sabah ofiste toplantıda gayet sakin biri gibi davranırken akşam eve gelip küçücük bir mesaj yüzünden moralimin bozulması bana bile tuhaf geliyor. “Ben neden böyle tepki verdim şimdi?” diye düşünüyorum. İşte tam burada şu soru beliriyor: Bir insan kendini okuyabilir mi, yoksa insan kendi içinde bile yabancı mıdır?

İnsan Başkalarını Okumakta Daha Başarılı

Komik ama gerçek. Çoğu zaman arkadaşlarımızın ruh halini kendimizden daha iyi anlıyoruz. Yakın bir arkadaşın ses tonundan bile canının sıkkın olduğunu anlayabiliyoruz ama aynı hassasiyeti kendimize göstermiyoruz.

Mesela geçen ay yakın bir arkadaşım bana “Son zamanlarda çok gerginsin” dediğinde şaşırmıştım. Çünkü ben kendimi sadece “yoğun” sanıyordum. Sonra düşününce fark ettim; sürekli omuzlarım ağrıyor, geceleri sebepsiz yere uyanıyor, telefona anlamsızca bakıp duruyorum. Yani bedenim aslında beni çoktan okumaya başlamış ama ben onu dinlememişim.

Belki de insanın kendini okuyabilmesi için önce durması gerekiyor. Çünkü sürekli bir şeylere yetişmeye çalışan modern insanın en büyük problemi sessizlikle baş başa kalamaması.

Kendimizi Gerçekten Görmekten Neden Kaçıyoruz?

Bence bunun en büyük sebebi korku.

İnsan bazen kendi gerçeğini görmek istemiyor. Çünkü kendini okuyunca hoşuna gitmeyecek şeylerle karşılaşabilir. Kibir, bencillik, kıskançlık, korkaklık… Bunların hepsi insanın içinde olabiliyor.

Ben bunu ilk kez üniversite yıllarında fark etmiştim. Bir arkadaşım benden daha başarılı olduğunda onu desteklediğimi sanıyordum ama içimde küçücük bir rahatsızlık hissediyordum. O zaman kendime dürüst davranmak zor geldi. Çünkü insan kendini iyi biri olarak görmek istiyor.

Aslında insanın kendini okuyabilmesi biraz cesaret işi. Çünkü kendi içine baktığında sadece güzel şeyler görmüyorsun.

Eskiden İnsanlar Kendini Daha mı İyi Okuyordu?

Bazen bunu düşünüyorum. Özellikle gece geç saatlerde balkonda çay içerken… Telefonu kenara koyduğum anlarda aklıma geliyor.

Eskiden insanların hayatı daha mı yavaştı acaba? Daha mı çok düşünüyorlardı? Çünkü bugün dikkatimiz sürekli bölünüyor. Sabah bildirim sesiyle uyanıyoruz, gün boyunca onlarca mesaj, mail, toplantı, video, haber… İnsan kendi sesini duyamıyor.

Belki de bu yüzden modern çağın en büyük problemlerinden biri içsel yabancılaşma. İnsan kendine bile uzak hissediyor.

Dedem mesela uzun uzun yürüyüş yapardı. Sessizce otururdu bazen. Çocukken sıkıcı gelirdi bana. Şimdi düşünüyorum da adam aslında kendi içinde dolaşıyormuş. Biz ise sürekli ekran kaydırıyoruz.

Bir İnsan Kendini Nasıl Okur?

Bunun tek bir yöntemi yok sanırım ama bazı şeyler gerçekten işe yarıyor.

Yalnız Kalabilmek

İnsan yalnız kalınca iç sesi yükseliyor. İlk başta rahatsız edici oluyor hatta. Geçen pazar telefonumu sessize alıp Beşiktaş sahilde tek başıma oturdum. İlk yarım saat elim sürekli telefona gitti. Sonra zihnim açılmaya başladı.

Ne düşündüğümü fark ettim. Nelerden kaçtığımı… Hangi konularda huzursuz olduğumu…

Kendini okumak bazen sessiz bir odada başlıyor.

Yazmak

İnsan yazarken kendine yakalanıyor. Ben bunu yıllardır hissediyorum. Bazen sadece “Bugün canım sıkkın” diye başlıyorum ama birkaç paragraf sonra aslında canımı sıkan şeyin bambaşka olduğunu anlıyorum.

Çünkü düşünceler kafanın içinde dolaşırken bulanık oluyor ama yazıya dökülünce netleşiyor.

Belki de günlük tutan insanların amacı tam olarak bu: Kendilerini okuyabilmek.

Başkalarının Aynasında Kendini Görmek

Bazen insan kendini tek başına okuyamıyor. Başkaları yardımcı oluyor buna.

Mesela annemin bana yıllardır söylediği bir şey vardır: “Sen üzüldüğünde içine kapanıyorsun.” Ben bunu fark etmiyordum bile. Çünkü insan bazı davranışlarını otomatik yapıyor.

Yakın ilişkiler bu yüzden önemli sanırım. İnsan bazen kendi kör noktalarını sevdiği insanların gözünden görüyor.

Kendini Okumak Yorucu mu?

Evet.

Hatta bazen fazlasıyla yorucu.

Çünkü kendini gerçekten analiz etmeye başladığında bazı şeyleri değiştirmek zorunda kalıyorsun. Sürekli şikâyet ettiğin işin aslında seni tükettiğini kabul etmek mesela… Ya da mutlu görünmeye çalışırken aslında uzun süredir mutsuz olduğunu fark etmek…

İnsan kendini okuyunca bazı yalanlar bozuluyor.

Ben bunu özellikle pandemi döneminde yaşadım. Evde uzun süre yalnız kalınca insan ister istemez kendisiyle karşılaşıyor. O dönemde şunu fark etmiştim: Sürekli meşgul olmak bazen kaçış yöntemiymiş.

İş, sosyal medya, arkadaş ortamı… Bunların hepsi kötü değil ama bazen insan kendi sessizliğinden kaçmak için kalabalığın içine karışıyor.

Kendi İçimizi Tamamen Çözebilir miyiz?

Sanmıyorum.

Zaten insanın en ilginç tarafı bu değil mi biraz? Tam çözülememesi…

Bazı günler kendimi çok net anladığımı hissediyorum. Sonra bir olay oluyor ve bambaşka bir tepki veriyorum. “Demek içimde böyle bir şey de varmış” diyorum.

İnsan katman katman galiba. Çocukluğu ayrı konuşuyor, bugünkü hali ayrı, korkuları ayrı… Belki de bu yüzden insanın kendini tamamen okuması mümkün değil ama yaklaşması mümkün.

Bir kitabın altını çizer gibi kendimizde bazı yerlerin altını çizebiliyoruz sadece.

Sosyal Medya Çağında Kendini Okumak Daha Zor

Bugün insanların en büyük problemlerinden biri sürekli başkalarının hayatına bakması.

Sabah uyanıyoruz, biri Bali’de tatilde. Öğlen bakıyoruz başka biri evlenmiş. Akşam biri yeni araba almış. Sürekli bir karşılaştırma hali var.

Bu kadar dışarıya bakınca insan kendi içine bakmayı unutuyor.

Bazen düşünüyorum… Acaba gerçekten ne istiyoruz? Yoksa bize gösterilen hayatları mı istiyoruz?

Geçen yıl sırf herkes yapıyor diye yoğun şekilde spor salonuna yazılmıştım. Bir süre sonra fark ettim ki benim derdim kas yapmak değilmiş. Ben sadece kendimi yetersiz hissediyormuşum.

İşte insan kendini okuyabilir mi sorusu burada tekrar önem kazanıyor. Çünkü insan kendi motivasyonlarını bile yanlış anlayabiliyor.

Duygular Bir Tür Gizli Alfabe Gibi

Bence insanın duyguları aslında kendi iç dünyasının dili.

Öfke bazen kırgınlık demek. Sürekli yorgun hissetmek bazen mutsuzluk demek. Bazı insanlara aşırı bağlanmak bazen yalnızlık korkusu demek.

Ama biz genelde sonucu görüyoruz, nedeni değil.

Mesela trafikte biri korna çalınca aşırı sinirlenen birinin derdi gerçekten korna olmayabilir. Belki hayatında biriken başka şeyler vardır.

İnsan kendini okuyabildiğinde duygularının altındaki asıl nedeni görmeye başlıyor.

Gelecekte İnsan Kendine Daha mı Yabancılaşacak?

Açık konuşayım, bazen bundan korkuyorum.

Çünkü dünya gittikçe hızlanıyor. Dikkat süremiz azalıyor. İnsanlar uzun uzun düşünmek yerine hızlı tüketmeye alışıyor. Sessizlik bile rahatsız edici gelmeye başladı.

Metroda telefonsuz duran biri neredeyse yok artık.

Belki ileride insanlar kendi iç dünyalarına daha da uzaklaşacak. Ama bir yandan başka bir şey de görüyorum: Son yıllarda insanlar psikolojiye, zihinsel sağlığa, içsel farkındalığa daha fazla önem vermeye başladı.

Belki de modern insan sonunda şunu fark ediyor: Kendini okumadan huzur bulmak zor.

Bir İnsan Kendini Okuyabilir mi?

Sanırım cevap şu: Tam anlamıyla değil ama yeterince evet.

İnsan bazen kendini yanlış anlar, bazen kendinden kaçar, bazen kendi içinde kaybolur. Ama yine de kendi ruhuna yaklaşabilir.

Bunun için biraz dürüstlük gerekiyor. Biraz sessizlik. Biraz cesaret.

Ve galiba en önemlisi şu: İnsan kendini okumayı bir görev gibi değil, bir yolculuk gibi görmeli.

Çünkü hayat boyunca değişiyoruz. 20 yaşındaki benle bugünkü ben aynı değil. Muhtemelen 40 yaşındaki halim de bugünkü beni anlamakta zorlanacak.

Ama belki mesele tamamen çözmek değildir zaten.

Belki mesele, ara sıra durup kendine şu soruyu sorabilmektir:

“Ben gerçekten ne hissediyorum?”

İnsan o soruya dürüst cevap verebildiği anda kendini okumaya başlıyor olabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

beylikduzu escort beylikduzu escort avcılar escort taksim escort istanbul escort şişli escort esenyurt escort gunesli escort kapalı escort şişli escort
Sitemap
403 Forbidden

403

Forbidden

Access to this resource on the server is denied!